14 Mart 2010 Pazar

ruhlarımızın içindeydi bedenlerimiz,
akşamüstü güneş yağmurla ıslanırken,
bir kahve kokusu gibi keskin,
etkileyici düşlerim,
ve bir ayna gibi aşk,
sadece ona bakınca kendini görüyor ruhum.
bir mehtabın ışığında,
ya da bir güneş aydınlığı,
içimi dolduran bir kahve kokusu yine,
bir umut gibi gökyüzü,
ve sen karşımdasın,
umut rengi gözlerinle,
bakarsan kırılır zırhım,
yok olur inançsızlığım,
bir gerçek gibi,
ya da inanması güzel bir serap,
inanırım sana,
karşımda umut rengi gözlerin,
kahve kokusu ve bir ayna.

12 Mart 2010 Cuma

bilmek mutluluktu. ben bildiğimi sanarak mutlu olurdum ama. gerçekleri cam bir vazo gibi kavradığımı sandım, elimden kayıp düşmesi ise küçük bir ayrıntıydı. kendi ruhumun bin bir yüzünü gördüğüm binlerce cam kırığı var her yerde. gerçeği görmeyi herkes isterdi değil mi? cam kırıklarından fazla acıtmayacaksa...

uzanıp aldım raftan eski tozlu bir kitabı; içinde kitap gibi eskimiş hayatlar, sorular, kafamızdaki soruları yanıtlamaya yetmeyen cevaplar. kapağında bir resim. çizilebilir miydi özgürlük? küçük bir dünya hep hayal edilen, biraz deniz, biraz gök, biraz da mutluluk resmin kıvımlarında. hatıraların canlandığı, kötülerin gidip iyilerin kaldığı bir cennet, unutup uyuşturan bir cehennem aslında. durdurulamaz isteklerin çoktan kendini kaybetmiş tutkuları, sonsuzlukta maviliği içine alıyor. klişe hayallerin ulaşamadığı yer. akreple yelkovanın arasında adice bir soğukluk, bir buzdağı var aslında, yan yana geldiklerinde itiyorlar birbirlerini, uzak olduklarında kovalıyorlar aşıklar, zaman akıp gitsin diye ellerimizden, burda ise hepsi eskimiş elimdeki sayfalar gibi, hepsinden, zamandan bile yıllar almış bitmeyen ışığın ellerindeki gökkuşağı, kamaştırıp gözlerimizi kapattırmış dünyaya, bir anne gibi uyutmuş dizlerinde.

şüphe; gerçeğin kanatlarına bindiğinde,
güneş tutuldu bir an,
zaman durdu,
düştüm ben senin kollarına,
hayal kurdum.
ama sadece bir an.

7 Mart 2010 Pazar

"senin beni sevmiş olman belki de hayatımda olabilecek en güzen şeydi."

ve belki de koca bir yalanın çığlıklarıyla boğulurken bile bu sözler aklımdaydı, o yalanlar da senindi, bu da. ama tek fark benim sadece birine inanmak istediğimdi. sessizliği bozmayan bir düşünce selinde, tek bir rengi alıp çıkardım düşlerimden. bir gökkuşağının içinde anılar vardı, su gibi akan, kalbimi acıtan. ve hepsinde de sen vardın, işin kötüsü benim aldanmalarımın hiç bir hayalde son bulmayışı, gözlerinin hayallerimi yaktığını farkedemeden kendimi kurtaramamdı.

"aslında yağmur gibisin, sana kapılıp gitmek beni özgürleştiriyor."

sende yağmur gibiydin, her seferinde beni ıslatıp mutlu ederdin; ama daha sonra uyandığımda kırışan bir çarşaftan başkası yoktu yanımda, denize bakan bir ben, yıldızları izleyen bir bendim. gökyüzünün mavisi özgürlüğü, özgürlük seni, sen beni, ben ise boşluğu barındırıyordum. boşluğun içine dolmaya çalışan aşkın ona izin verdiğimde çoktan kaçıp gitmişti.

"belki de olmamalıydı... ya da belki hiç olmadı?"

belki de sadece "belki" dediğim için böyle olmuştu, "belki de" ben sadece keşkelere inanan, onların yanında pişman ve mutlu hisseden biriydim. ve "belki de" olabileceğini düşünmek yaptığım en büyük yenilgiydi. tutkulara değil, sana değil, ben aslında kendime yenilmiştim; ama bunu farkedecek kadar bile canlı kalamadı, soldu tüm izafi mutluluklar. senin yerinde beni üşüten bir rüzgar, gözlerimi ıslatan bir yağmur, nefesimi yakan bir ateş kaldı.

17 Aralık 2009 Perşembe

bir melodi, bir doğruyu anımsatıyor bana.
her gün uyandığım gerçeğini mesela.
fonda aynı melodi. kısa, damakta tat bırakan. bitiyor uyanmaya başladığımda sonunda.
kalkıyorum, tekrar başlıyor yaşamla.
güneşin ışığında parlıyor adımlar, dans ediyor kelimeler boşlukta, yankısız, cevapsız, abartısız.
hepsi gerçek mi merak ediyorum bazen, gökkuşağında turuncu mu var gerçekten?
ya da gökyüzüne her bakışımda, her nefes alışımda özgürlüğü hissetmem.
ama aslında özgürlüğümün bu küçük şehrin yüzölçümü kadar olması.
bazen kilometreler, bazen metreler aşması, ama bunların hepsini belirli izinlerle yapması.
fonda yumuşak, ağır melodi.
benim hayalim belki de tüm yaşadıklarım, tüm sevdiklerim, nefretlerim benim karşıtlarım. hayallerim benim elimdekiler ve ben şu an rüya görüyorum belki de.
yer yer kabus.
yer yer zaman duruyor ya da.
yer yer pamuk prensesle tartışıyorum hayallerimin sonunu.
ama gerçeği belirten, o anlamsız ama güzel melodi.
uyanıyorum belki de arada, müzik susuyor sanki.
senin bir hikayen vardı.
benim de.
kesiştirmeye çalışsak, belki sadece aklımızda o kahve kokusu kalacak.
beraber içip sonunu getiremeden bıraktığımız onlarca, yüzlerce kahve.
çikolata rengi gözlerin.
tatlı.
yaşlı görmediğim hiç.
tanıdık, bilmiş yüzün.
v bir günlük gibi açık seçik duyguların.
çok az bir küme belirtiyordu kesişimimiz.
acaba kahveleri beraber yudumlayabilecek miyiz bir gün sonuna kadar?
belki sadece muhtemel bir hayal.

11 Aralık 2009 Cuma

aslında küçük bir oyunun içinde olmak gibi yalan söylemek.
kaybedersen, baştan başlıyorsun.

2 Aralık 2009 Çarşamba

bu deneyim yaşanmışlık değildi, olmayacaktı.

sadece yağmur yağan gözlerine baksam, unutmamamı sağlardın.
uzun bir sessizlikte bile.

-hep susacak mıyız?
+konuşmuyor muyduk?

ve tekrar uzun bir sessizlik. ama doyurucu. merakların gizli kalmasını, ikimizin gizli ve ayrı kalmasını sağlayan sessizlik bu. tıpkı yolda çarpışmış iki yabancı gibi, ama aslında bundan daha yakın. hiç konuşmadan anlaşmak, konuşmadan döngüde durmak.

-hiç söylemiyorsun demiyorsun sen.
+neyi?
-seni sevdiğimi.
+biliyorum, yanlış mı bildiğim?
-...

gereksiz bir özgüven değildi. biraz boşluk barındırıyordu sadece, yağmur kokusu gibi. gözlerinde bu koku vardı seninde. pembe ev hayallerimiz yoktu, sadece düşünsek yeterdi, biz birbirimizi düşününce var olurduk değil mi? düşünüyorsak şüphe ederdik, birbirimizden şüphe ederdik, çünkü tanımazdık.

+beni seviyor musun?
-bilmiyorum.
+sorunca mı sormayınca mı bilinmezlik oluyor?
-...

en azından özgürdük, en azından bizdik.
en azından karışmamıştık, her birimiz ayrı birer kişiydik.
en azından hala sonbahar yapraklarının çıkardığı tatlı sesi dinleyebiliyorduk sessizliğimizde.

-seni seviyorum.
+bilmiyordum.
-bende öyle.